MÜZZEMMİL / ÖRTÜSÜNE BÜRÜNEN SURESİ

İniş Sırası: 3 • Mushaf Sırası: 73 • Mekki Sure • 20 Ayettir

Rahmân Rahîm Allah’ın Adıyla

1. Ey örtüsüne bürünen![*]

ْمُزَّمِّلُ   [in aslı;] “örtüsüne bürünen, sarınan” anlamında mütezemmildir; Tâ, Ze’ye idgam edilmiştir. Tıpkı mütedessirin [Müddessir 74/1’de] الْمُدَّثِّرُ   ’e dönüşmesi gibi. Aslı üzere mütezemmil şeklinde, ayrıca zemmeleden Ze şeddesiz, Mim de fethalı ve kesreli hâliyle ism-i fâ‘il ve ism-i mef‘ûl olarak (muzemmel ve muzemmil) de okunmuştur; “başkasının örttüğü” veya “kendi kendini örten” anlamındadır.

Peygamber (s.a.) gece örtüsüne bürünmüş uyuyordu. Uyandırıldı ve örtüsüne bürünmüş hâli ve herhangi bir ciddi iş ve durumla ilgilenmeyen kimsenin yaptığı gibi derin bir uykuya hazırlanmış olması ayıplanarak kendisine nidâ edildi. Dikkat edilirse Zürrumme (v. 117/735) de şöyle demiş:

      Nice ıssız yerler aştı benim devem...

      Örtüsüne bürünmüş, çöl gecesinden habersiz nice gâfilleri geçip gitti...

Şair [mütezemmil derken], önemli işlerde harekete geçmeyen, ihtiyaç duyulduğunda arazi olan, kendini meşakkatli ve yorucu işlere sokmayan tembel, ihmalkâr ve gevşek insanları kastetmektedir. Tıpkı şu mısrada olduğu gibi;

     Uyumakla geçerken tembelin gecesi, peydahladı bu çocuğu uyanık zevcesi!

Bunlara benzer bir beyit de şudur:

     Sa‘d develeri suya götürdü; ancak elbisesi tam takımdı Sa‘d’ın.

     Develer suya bu şekilde götürülmez ey Sa‘d!

Şair, rahatlığı tercih ettiği, kolları sıvayarak işi ciddi tutmadığı için Sa‘d’ı yermekte; bunun sağlam ve akıllıca bir iş olmadığını söylemektedir. İşte, Peygamber’e (s.a.) de uykusuz kalmayı gece boyu uyumaya, ibadet için kolları sıvamayı ve Allah yolunda gayret etmeyi de örtüye bürünmeye tercih etmesi emredilmektedir. Şüphesiz Peygamber (s.a.), ashabıyla birlikte bu iş için kollarını tam anlamıyla sıvamış, gecelerini ihyâ etmeye yönelmiş, bunun için uykuyu ve rahatı terketmişlerdi. Bu konuda o kadar gayret göstermekte idiler ki ayakları şişmiş, renkleri sararmış, yüzlerinde alâmet belirmiş, alınlarında nasır oluşmuştu. Durumları o seviyeye ulaşmıştı ki nihayet Rableri onlara merhamet edip mükellefiyetlerini hafifletti.

“Peygamber’in (s.a.), Âişe’nin (v. 58/678) elbisesine bürünmüş vaziyette namaz kıldığı” da söylenir ki buna göre âyetteki hitapta Allah Resûlü’nün ayıplanması değil, aksine övülmesi ve içinde bulunduğu hâlin güzelliğinin ifade edilmesi söz konusu olur. Bu durumda, üzerinde bulunduğu hâl üzere devam etmesi ve ona sıkıca sarılması emredilmiş olmaktadır. Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre; kendisine Allah Rasûlü’nün örtünmesinin ne olduğu sorulmuş; şu cevabı vermiş: “On dört kulaç uzunluğunda bir elbise idi; yarısı benim üzerimdeydi, ben uyuyordum, diğer yarısı da onun üzerindeydi, o da namaz kılıyordu.” O elbisenin neden yapıldığı sorulunca da demiş ki: “Vallahi, ne ipek idi, ne yumuşak yün, ne ibrişim, ne de koyun yünü. Uzunlamasına örülen ipleri kıldan, yanlamasına örülen ipleri de deve tüyünden idi.”

Denilmiştir ki; Peygamber (s.a.) Hz. Hatice’nin yanına girdi, çok korkmuştu, çünkü Cibrîl ona ilk defa gelmişti, vücudu titriyordu. “Beni örtün, beni örtün!” dedi. Kendisine cinlerin musallat olduğunu zannetmişti. İşte, o bu vaziyette iken Cibrîl kendisine nidâ etti: “Ey örtüsüne bürünen!”

İkrime’den (v. 105/723) nakledildiğine göre ifade; “Ey ağır bir iş yüklenen!” anlamındadır. Zira ziml yük anlamındadır. İzdemele “yüklendi” demektir. (Zemahşeri Tefsiri)

2. Az bir kısmı dışında gece kalk!
3. Yarısı kadar. Yahut bundan biraz eksilt.[*]

2-Gecenin Bölümleri

Gece; akşamın alacakaranlığı, sabahın alacakaranlığı ve gecenin ortası olmak üzere üç ayrılır. Daha sonra görüleceği gibi akşamın alacakaranlığında akşam ve yatsı, sabahın alacakaranlığının ikinci ayrısı olan fecr-i sadıkta da sabah namazı kılınır.

Gecenin ortası ile sabahın alacakaranlığının birinci yarısı olan seher vaktinde farz namaz yoktur. Gecenin üç bölümünden birbuçuğunu oluşturan bu bölüme “gece yarısı = نصف الليل ” denir.

AKŞAM

YATSI

G E C E N İ N

O R T A S I

S E H E R

S A B A H NAMAZI

AKŞAMIN ALACAKARANLIĞI

   

SABAHIN ALACAKARANLIĞI

Mekke’de inen şu ayette Nebîmize gece yarısında kalkıp Kur’ân okuma emri verilmiştir:

يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ . قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا . نِصْفَهُ أَوِ انقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا.أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا . إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًاثَقِيلًا

“Ey içine kapanan kişi! Az bir kısmı dışında gece kalk. Ya gecenin yarısı kadar ya yarısından biraz az, ya da yarısından fazla bir süre kalk da Kur’ân’ı, bağlantılarıyla birlikte düzgün bir şekilde oku! Çünkü sana ağır bir görev yükleyeceğiz.”(Müzzemmil 73/1-5)

Mekke’de inen şu âyette de Nebimize gece kalkıp teheccüd namazı kılma görevi verilmiştir:

“Sana özel ek görev olarak gecenin bir kısmında namaz kılmak için uykudan kalk. Belki Rabbin seni çok övülen bir yere gönderir. “ (İsrâ 17/79)

Şu âyete göre “gece yarısı” diye tanımlanan bölüm, gecenin diğer yarısından uzundur:

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا . وَمِنَ اللَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا

“Sabah akşam Rabbinin adını aklından çıkarma. (Onun sözleri hep aklında olsun). Gecenin bir kısmında O’na secde et (namaz kıl). Gecenin uzun bölümünde de O’na ibadet et (namaz kıl, Kur’an’a çalış.)” (İnsan 76/25-26)

Bu ayette geçen لَيْلًا=leylen zaman zarfı, طَوِيلًا = tavîlen de onun sıfatıdır. Ona “gecenin uzun bölümü” diye meal vermemizin sebebi budur. Şu ayete göre asıl uzun bölüm, gecenin orta kısmıdır:

إِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدْنَى مِن ثُلُثَيِ اللَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَائِفَةٌ مِّنَ الَّذِينَ مَعَكَ وَاللَّهُ يُقَدِّرُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ…

Senin ve seninle beraber olanlardan bir kesimin, gecenin üçte ikisine yakınını, yarısını ve üçte birini uyanık geçirdiğini Rabbin elbette bilir. Gece ile gündüzün ölçüsünü koyan Allah’tır… (Müzzemmil 73/20)

Burada en kısa bölüm, gecenin üçte biri olan ortasıdır. “Kalk” emri, yatan için verildiğinden ayetler, Nebîmizin ve bir kısım müminlerin yatsıyı kılıp yattığını ve gecenin ortasında kalktığını anlatmaktadır. Bu yüzden Nebîmizin vitir namazını, her gece seher vaktine kadar bitirdiği rivayet edilir[43]. Aişe (r.a) şöyle demiştir: “O, benim yanımdayken seher vaktinde uyurdu[44]

Şu iki ayet de bu çıkarımı doğrulamaktadır:

كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ . وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

“(Kendilerini bozmamış olan müttekiler) Geceleri pek az uyurlar. Seher vakitlerinde de mağfiret /bağışlanma dilerler.” (Zariyat 51/17-18)

ومِن اللّيلِ فسبِّحه وإِدبار النّجومِ

“Gecenin bir bölümünde ve yıldızların kaybolurken de O’nu yücelt (namaz kıl)” (Tur 52/49)

Yıldızların geri dönüş yaptığı yani kaybolmaya başladığı vakit seher vakti olduğu için her iki ayette de, gecenin ortasına vurgu yapılmaktadır. Seher vakti, kısa bir vakit olmadığı için Nebimiz onun bir bölümünde istiğfar edip diğer bölümünde uyumuş olmalıdır.

Bütün bunlar, gecenin ortasının diğer iki bölümden uzun olduğunu gösterir. Gece ile gündüzün ölçüsünü koyan Allah,[45] dengeyi böyle kurmuştur. Bu dengeyi bozmamızı yasakladığına ve gecenin karanlık olması şartını kaldırdığına göre takvim yaparken bu dengeye uymamız zorunlu olur.

Konuya bu açıdan bakınca beyaz gecelerin 46˚. Enlemden itibaren başladığı ortaya çıkar. Yoksa 21 Haziran’da 46˚ enlemde gecenin ortası, diğer iki bölümden kısa kalır ve denge bozulur. ( Namaz ve Oruç Vakitleri makalesinden alıntı.)

4. Yahut bunu artır ve Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.[*]

Burada büyük göreve hazırlayıcı, araçları ilahi kaynaklı ve garantili sonuç verecek bir eğitim proğramı ile karşı karşıyayız. Bu programın ana maddesi gece uykusunu bölerek kalkmaktır. Üst sınırı gecenin yarısından çok ve üçte ikisinden az bir süredir. Alt sınırı ise gecenin üçte birlik bölümüdür. Gecenin bu saatlerinde namaz kılınacak ve ağır ağır Kur'an okunacaktır. Ayetin orjinalinde kullanılan "tertil" sözcüğü tok sesle, "tecvid" kuralları uyarınca her harfi doğru biçimde seslendirecek, bu arada şarkı söyler gibi yapmayarak, sözcükleri ağız boşluğunda dalgalandırmaktan kaçınarak Kur'an okumaktır.

Peygamberimizin geceleri kıldığı "vitir" namazlarının on bir rekatı geçmediği yolunda elimizde kesin bilgiler vardır. Fakat Peygamberimiz gecenin üçte birinden biraz eksik bölümünü bu rekatlarla geçirirdi. Çünkü Kur'an'ı ağır ağır, tane tane okurdu.

İmam-ı Ahmed'in Yahya b. Said (ibn-i Ebu Arub), Katade ve Zarare b. Evfa kanalı ile "Müsned" adlı eserinde verdiği bilgiye göre Said b. Hişam bir gün Abdullah b. Abbas'a gelerek kendisine Peygamberimizin nasıl bir vitir namazı kıldığını sordu. Abdullah ibni Abbas da ona "Peygamberimizin kıldığı vitir namazı hakkında en geniş bilgisi olan kimsenin kim olduğunu sana söyleyeyim mi?" diye sordu. Said b. Hişam'ın "evet, söyle" demesi üzerine Abdullah b. Abbas "Hz. Ayşe'ye git ve bu soruyu ona sor, sonra da gel, verdiği cevabı bana anlat" dedi. Hikayenin bundan sonrasını Said b. Hişam şöyle anlatıyor:

Hz. Ayşe'ye "Ey müminlerin annesi, Peygamberimizin ahlâkı hakkında bana bilgi ver" dedim. Hz. Ayşe bana "Sen Kur'an okumuyor musun?" diye sordu. "Evet" demem üzerine "Peygamberimizin ahlâkı Kur'an'ın kendisi idi:' dedi. Bu cevabın arkasından kalkmayı düşünmüştüm ki, birden aklıma Peygamberimizin gece ibadeti konusu geldi. Hz. Ayşe'ye "Ey müminlerin annesi, Peygamberimizin gece nasıl ibadet ettiği konusunda banâ bilgi ver" dedim. Hz. Ayşe bana "Sen Müzzemmil suresini okumadın mı?" diye sordu. "Evet, okudum" demem üzerine Hz. Ayşe şùnları söyledi; "Yüce Allah bu surenin baş kısmında geceleri ibadet etmeyi farz kıldı. Bunun üzerine Peygamberimiz ile yakın arkadaşları bir yıl boyunca geceleri ayakları şişesiye kadar namaz kılmaya koyuldular. Yüce Allah bu surenin son ayetini on iki ay gökte tuttu. Bir yıl sonra inen son ayetle bu yük hafifletildi ve gece ibadeti farz olmaktan çıkarak nafileye dönüştü.

Bu cevabın arkasından yine kalkmayı düşünmüştüm ki, birden aklıma Peygamberimizin nasıl bir vitir namazı kıldığı konusu geldi. Hz. Ayşe'ye "Ey müminlerin annesi, Peygamberimizin nasıl bir vitir namazı kıldığı hakkında bana bir bilgi ver" dedim. Hz. Ayşe bana şunları söyledi; "Biz O'nun abdest suyunu ve misvakını hazırladık. Allah O'nu gecenin dilediği saatinde uyandırırdı. Kalkınca ağzını misvaklar, abdest alır ve namaza dururdu, hiç oturmadan sekiz rekat kılardı. Sekizinci rekatta oturunca Allah'ın adını anar, O'na dua ederdi. Sonra selâm vermeden kalkar, dokuzuncu rekatı kılardı. Sonra oturup tek olan Allah'ın adını anar, dua eder, arkasından işitebileceğimiz bir ses tonu ile selam verirdi. Bu selamın arkasından oturduğu yerde iki rekat daha kılardı. Yavrum, böylece kıldığı vitir namazı on bir rekat olurdu. Sonraları yaşlanıp da vücudu ağırlaşınca ayakta kıldığı dokuz rekatlık vitri yedi rekata indirdi. Selam verdikten sonra da oturarak iki rekat daha kılıyordu. Yavrum, böylece kıldığı toplam vitir namazı dokuz rekat oluyordu. Peygamberimiz kıldığı namazları sürekli olarak kılmayı severdi. Bu yüzden geceleri uyanamayınca yahut bir sancısı, bir hastalığı olunca kaçırdığı bu gece namazı yerine gündüzleri on iki rekat kılardı. Peygamberimizin gece sabaha kadar Kur'an okuduğunu ve Ramazan dışında bir ay boyunca oruç tuttuğunu hiç hatırlamıyorum. (Seyyid Kutub Tefsiri)

5. Çünkü sana ağır bir görev yükleyeceğiz.
6. Gece ortamı daha etkili ve (o sırada) okuma daha kalıcı olur.
7. Gündüz ise, senin için uzun bir meşguliyet var.
8. Rabbinin adını an, bütün varlığınla O’na yönel!
9. O doğunun da batının da Rabbidir.[*] O’ndan başka İlah yoktur. O halde sen yalnız O’na sığın, yalnız O’na güven!

O, bütün zamanların ve mekânların mutlak Hâkimidir. Ne Doğu tarihin ilk süper gücü olan Pers İmparatorluğunun ne de Batı Romalılarındır. Doğudaki ve batıdaki bütün devletler, ülkeler, milletler Allah’ındır ve oralardaki tek otorite de O’dur. Güneşin doğduğu ve battığı bütün yerlerin sahibi Allah’tır ve her şey O’nun kudretiyle varlığını sürdürmektedir. “… Gerçek şu ki, yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Ancak, istikbal Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayanlarındır…” (A’râf 7/128) (Cemal Külünkoğlu Tefsiri)

10. Müşriklerin senin için dediklerine sabret, yanlarından nazik bir şekilde ayrıl.[*]

Hecr-i cemîl (güzel terkediş); kalbiyle ve aklıyla inkârcılardan uzaklaşması, onlara; güzel, yumuşak davranıp idare ederek, göz yumarak, karşılık vermeden muhalefet etmesidir. Ebu’d-Derdâ’nın (r.a.) (v. 32/652) şöyle dediği nakledilir: “Kalplerimiz onlara karşı öfke dolu olduğu hâlde nicelerinin yüzüne tebessüm eder, güler yüz gösterirdik. (Zemahşeri Tefsiri)

11. Ayetlerimi yalanlayan o zenginlerin işini bana bırak, onlara biraz süre tanı.
12. Çünkü, Katımızda ağır prangalar ve yakıcı bir alev [onları beklemektedir],
13. boğaza takılan yiyecek ve şiddetli bir azap,
14. Bunlar, yerin ve dağların sarsıldığı, dağların kum yığınına döndüğü günde olacak.
15. Şüphesiz ki Firavun’a elçi gönderdiğimiz gibi size de hakkınızda şahitlik edecek bir elçi gönderdik.[*]

Bu, önceki/geçmiş peygamberlere, insanoğlunun dinî tecrübesindeki tarihî devamlılığa ve dolayısıyla Kur’an’ın “yeni” bir itikad getirmeyip yalnızca insanın kendisi kadar eski bir dinî prensibin en son ve en kapsamlı ifadesini temsil ettiğine dair belki de ilk Kur’ânî atıftır: yani “Allah katında tek [hak] din, [insanın] O’na tam teslimiyetidir” (3:19) ve “kim Allah’a teslimiyetten başka bir din ararsa, bu ondan asla kabul edilmeyecektir” (3:85). (Muhammed Esed Tefsiri)

16. Firavun o elçiye karşı gelmişti de, biz onu feci bir şekilde yakalamıştık.
17. Öyleyse, hakikati kabul etmeye yanaşmazsanız, çocukların saçlarını ağartan[*] o Gün kendinizi nasıl koruyacaksınız?

Arapça’nın kadim kullanımında, korkunç olaylarla geçen bir gün, mecazî olarak “çocukların saçlarının beyazlaştığı gün” şeklinde tanımlanırdı. Kur’an’da geçen bu ifade de aynı kullanıma dayanmaktadır. Onun mecazî karakteri açıktır, çünkü Kur’an öğretisine göre çocuklar suçsuz -yani, yaptıklarından dolayı sorumsuz- sayılır ve bu nedenle Hesap Günü’nün dehşetinden ve azabından uzak tutulurlar (Râzî). (Muhammed Esed Tefsiri)

***

Bu ifadeyle kıyamet gününün uzunlukla vasıflandırılmış olması da mümkündür; yani bebekler o gün zarfında yaşlılık ve saçların ağarma yaşına kadar ulaşırlar. (Zemahşeri Tefsiri)

18. O Gün gök yarılacak ve onun vaadi yerine gelmiş olacaktır.
19. Bunlar, aklınızdan çıkarmamanız gereken bilgilerdir. Yapması gerekeni yapan Rabbinin gösterdiği yola girer.
BÖLÜM 2
20. Senin ve seninle beraber olanlardan bir kısmının, gecenin üçte ikisine yakınını, yarısını ve üçte birini uyanık geçirdiğini Rabbin elbette biliyor. Gece ile gündüzün ölçüsünü koyan Allah’tır. Sizin bunu tam başaramayacağınızı bildiği için yüzünüze baktı (da işinizi kolaylaştırdı). Artık Kur'ân’ı kolayınıza geldiği zaman[*] okuyun. O, içinizden hastaların olacağını, kiminizin Allah'ın lütfundan yararlanmak için yeryüzünü dolaşacağını, kiminizin de Allah yolunda vuruşacağını bilir. Öyleyse Kur’an’ı, kolayınıza geldiği zaman okuyun. Namazı tam kılın, zekâtı verin ve Allah için güzel bir ödünç ayırın. Bugün kendiniz için yaptığınız her hayrı, yarın Allah katında daha iyisiyle ve çok daha büyüğü ile bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin. Çünkü Allah Gafur'dur; çok bağışlayıcıdır, Rahim'dir; ikramı boldur.

Suredeki bütünlüğün bozulmaması için مَا تَيَسَّرَ’deki ما’yı, fiile mastar ve vakit anlamı yükleyen bağlaç (mevsul) saymak gerekir. Ona “kolayınıza geldiği zaman” anlamı vermemiz bundandır. (Süleymaniye Vakfı Tefsiri)